Alâmetler: ‘Yazarken aklımda tek soru vardı: Nereye gidiyoruz?’
Gaye Boralıoğlu, ‘Alâmetler Kitabı’ndaki öyküleriyle, bugünün kötülüğünün sıradanlığını, ihtimalleri, görüp de üzerimize alınmadığımız alametleri en yalın haliyle ortaya koyuyor Boralıoğlu, yazarken zihnimde hepimizin aklındaki soru vardı diyor; 'Nereye gidiyoruz'
Gaye Boralıoğlu’nun İletişim Yayınları’ndan çıkan “Alâmetler Kitabı”nın öyküleri, bir tür alacakaranlıkta, zamansız bir yerde duruyor. Bizi hayatla, insanla, dünyayla yüzleştiren, akıldan çıkması zor öykülerin kahramanları, olayları; gerçeklikleri, gerçek olma ihtimalleri kalp atışı kadar tanıdık. Okuduğum şeylerin bendeki hislerini tarif etmeyi severim, H ile başlayan üç kelimeyle tasvir edebildim “Alâmetler Kitabı”nı. Haysiyet, hakikat ve hayret… Boralıoğlu, yazarken zihnimde hepimizin aklındaki soru vardı diyor; “Nereye gidiyoruz?” Gaye Boralıoğlu ile Alâmetler Kitabı üzerine söyleştik.
Alâmet deyince benim aklıma ister istemez kıyamet alâmetleri geliyor. Kitabın ismine nasıl karar verdiğinizi merak ettim öncelikle, yaşadığımız günlerin bir tür kıyamet alâmeti olduğu hissiyle bir ilgisi var mı?
O kadar kötü bir hisle yazmadım aslında. Takip ettiğim belirli bir niyet ya da kavramdan ziyade belli bir durumdu. Zamanın hükmünün olmadığı bir dil evreninde insanın alacakaranlıktaki halini izledim. Bu kitapta öncekilere oranla daha fazla sezgilerimle ilerledim ve hayal gücüne daha geniş bir alan açtım. Öyküleri tamamlayıp karşıma koyup baktığımda her öykünün bir “alâmeti” olduğunu fark ettim. Bir şeye işaret ediyor, bir iz içeriyordu. Dilin, sözcüklerin arkasında insanlığın gidişatına dair kadim meseleler vardı. Sanırım öykülerin zamanla olan müphem ilişkisi de bu duyguyu pekiştiriyordu. Sonuçta kitabı bitirdiğimde, sıralama üzerinde çalışırken karar verdim bunun bir “Alâmetler Kitabı” olduğuna.
Olan bitenin üzerinden atlayıp geçtiğimizi düşünüyorum. Her şey giderek kötüleşiyormuş ama kimse olan bitene dikkatli bakmıyormuş gibi, “Alâmetler Kitabı”nda üzerinden atladığımız her şeye pürdikkat bakmışsınız sanki.
Arendt’çi deyimle söylersek kötülüğün sıradanlığından bahsedebiliriz bu noktada. Kötülük çok kolay sirayet edebilen, kanıksanan bir şey. Çünkü başka türlü dayanamıyorsunuz. Katlanabilmek için, kötülüğü normalleştirmeye çalışıyor insan, asıl büyük tehlike de orada başlıyor. Bahaneler bularak, mazur göstererek veya görerek, susarak, yutkunarak kötülük sıradanlaşıyor. Bir süre sonra onun kötülük olduğunu bile fark etmiyorsunuz, pervasızlık, vurdumduymazlık, gülümseyerek birinin canına okuma sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etme hali hâkim oluyor. Bütün öykülerin çekirdeğinde bu tehlikeli duruma işaret etme, insan doğasının bu çıkmazına dair ortak düşünmeye çağrı arzusu var.
Bir distopyanın içinde yaşadığımız duygusu hakim bence öykülere, siz nasıl tariflerdiniz?
Tam bir distopya da denemez aslında öykülere. Tanımı kim, nasıl yapar bilmiyorum. Ben şunu yaptım: Zaman ister istemez yazdıklarımız üzerinde bir hüküm kurar. Ben bu hükmü ortadan kaldırdım. Bu bana birkaç imkân verdi. Birincisi hayal gücüne daha geniş bir alan açabildim, ikincisi insanoğlunun gidişatına dair alâmetleri daha sarih tarifleyebildim. Başka türlü bir gerçeklik âleminde yaşıyoruz bir zamandır. Aydınlanma sonrası dönemin bilim ve bilgi üzerinden ilerleyen bir gerçeklik tasarımı yok artık. Herkes kendi gerçeğini yaşıyor ve onu esas kabul ediyor. Şu soruyu sormak meşrudur: Bir distopyanın içinde yaşadığımızı yadsıyabilir miyiz? Hatta daha ileri giderek şunu söyleyebilirim: Bu kitaptaki öykülerden hangisinin asla gerçek olamayacağını söyleyebilirsiniz?
“Alâmetler Kitabı”, bir temel veya kavram olarak, insanın çekirdeği veya dünyayı dönüştürdüğümüz şey üzerinde de gidip geliyor sanki.
Biz dünyayı değiştirmek isteyen ve bunu yapabileceğini düşünen bir kuşağın çocuklarıyız. Sanırım bu hal ister istemez bugünkü varoluşumuzu, yaptığımız işleri, kendimizi ifade biçimimizi de etkiliyor. Öte yandan ben şunu da hissediyorum. Bir geçiş dönemindeyiz. Dualitenin hakim olduğu, karşıtların bir arada bulunduğu bir çağdan sonra daha yeknesak bir döneme girdik. Bu tekdüze hal bir noktada bitecek ve başka bir şeye evrilecek, yeni bir dil, yeni bir insanlık hali belirecek. Bu hali merak ediyorum ve o yeni dilin yaratılma sürecine eşlik etmek istiyorum.
Kendimi tekrar etmeyi sevmiyorum’ ‘
“Alâmetler Kitabı”nda insanın hallerinden çok genel geçer bir toplumsal hale bakıyoruz sanki.
Ben her zaman karakterler üzerinden anlattım hikâyelerimi. Bunu önemserim. Burada da karakterler var ama belki daha soyut, elle tutulması, tanınması daha zor. Ve evet, yazarken zihnimde hepimizin aklındaki şu soru vardı: “Nereye gidiyoruz?”
“Alâmetler Kitabı” yazdığınız her şeyden farklı desem, bana katılır mısınız?
Kendimi tekrarlamayı sevmiyorum. Yeni bir cümle kurmak, yeni bir şey söylemek benim için önemli. Bu başkalarının gözündeki imajımı yenilemekle ya da okuru oyalamakla ilgili bir şey değil, tamamen kendime dair bir yazma motivasyonundan, heyecanımı koruma ısrarımdan bahsediyorum. Özetle size katılıyorum, “Alâmetler Kitabı” diğerlerinden farklı.
‘Yeni bir dile ihtiyacımız var’
Eve kapandığımız sürede yazdığınızı varsayarak soracağım bunu, “Zaman her şeyden bağımsız olarak insan hayatında yer kaplıyor. Sinsi sinsi bizim hayatımıza da nüfuz etti. Günlerimiz daha çok birbirine benzemeye başladı” cümlesinden yola çıkarak en çok. Bu dönem, duygu, düşünce akışınızı nasıl etkiledi?
Karanlıkta kaldığınızda iki tür davranış gösterirsiniz. Ya göremediğiniz halde, gözlerinizi fal taşı gibi açarak, etrafa çarpa çarpa o karanlıktan çıkmaya çalışırsınız ya da gözlerinizi kapatırsınız, o karanlığı ta içinizde hissedersiniz. Kendi karanlığınızı düşünürsünüz ve sonra aydınlığı yaratacak izleri biçimlendirirsiniz zihninizde ve vakti geldiğinde kendi aydınlığınızı yaratırsınız. Ben bu ikincisini yaptım sanırım. Birincisi daha az kıymetli demiyorum, belki öyle yırtarak bağırıp çağırarak da çıkılabilir işin içinden ama ben yoruldum. Hem de bu yaşadığımız çağın karanlığının öyle yırtılabilir cinsten olduğuna da inanmıyorum. Daha fazla düşünmeye, daha fazla hayal etmeye ve her alanda yeni bir dil üretmeye ihtiyacımız var.
Kaynak: POSTA.COM.TR
YORUMLAR
Bunlar da İlginizi Çekebilir
Son Dakika / En Yeniler
Trend Haberler








