Malazgirt Savaşı - Hüseyin Nihal Atsız

Malazgirt Savaşı - Hüseyin Nihal Atsız
MAKALELER A- | A+   19.03.2021 11.58
Qavun

Malazgirt Savaşı - Hüseyin Nihal Atsız

Türk tarihinin en şanlı zaferlerinden biri olan Malazgirt Meydan Savaşı için, aydınlarımız arasında iki yanlış telakki yerleşip kabul edilmiş gibidir. Bu iki yanlış telakki şudur;

1- Malazgirt Zaferi Anadolu'yu bize tamamıyla açtı.
2- Malazgirt Zaferiyle Anadolu'da yeni bir Türk devleti başladı.

Bu iki düşüncede iyi incelemeye değer mahiyettedir. İncelendikten sonra da yanlış oldukları kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu kadar zamandan beri aydın bir zümre tarafından "gerçek" olarak kabul edilmiş bir fikrin yanlış olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Tarihte halk veya aydınlar tarafından gerçek diye kabullenilmiş nice yanlış fikirler gösterilebilir. Mesela Selçuklu Alaaddin Keykubad'ın "büyük hükümdar", Tevfik Fikret'in "büyük vatansever" sayılması bize ait yanlışlardan olduğu gibi İsa'nın hem Allah, hem de Allah'ın oğlu olduğu hakkında milyonlarca aydın Hristiyan tarafından benimsenen telakki de bu kabildendir.

Şimdi, bu kısa başlangıçtan sonra Malazgirt hakkındaki iki iddiayı gözden geçirelim:

Malazgirt zaferi askeri bakımdan büyük bir imha savaşıdır ve iki bakımdan çok mühimdir. Hem sayı bakımından iyice üstün düşman kuvvetlerine karşı kazanılmış, hem de düşman ordusundaki Türk birlikleri bizim tarafa geçerek zaferde amil olmuşlardır. Demek ki Malazgirt Savaşı Türk savaş taktiğinin, Türk kahramanlığının ve Türk milli şuurunun büyük bir zaferidir. Bunların her üçü de övünmeye değer nesneler olduğundan Malazgirt Meydan Savaşı, tarihimizin altın yapraklarından birini teşkil eder.

Fakat böyle olmakla beraber Anadolu'daki Rum dayanması tamamıyla kırılıp bu ülke bize açılmış değildir. Bu zafer, Anadolu'da Rumlar'a karşı kazanılan büyük meydan savaşlarının ne ilki, ne de sonuncusudur.

1048 de kazanılan Pasin Meydan Savaşı, düşman ordusunun yok ve kumandanının tutsak edilmesi bakımından tamamiyle Malazgirt'e benzediği gibi, Malazgirt'ten sonra kazanılan 1072 Kayseri, 1073 Paflagonya, 1074 Antakya Meydan savaşları da tam zaferle bitmiş ve bunların hepsinde de Rum ordularının başkumandanları tutsak edilmiştir. Böyle olduğu halde Bizans'ın bel kemiği kırılmamış, Bizans, Anadolu'nun bütününü yine ele geçirmek azminden ve düşüncesinden vazgeçmemiştir.

İddia olunduğu gibi 1071 Malazgirt zaferi kesin sonuçlu ve Anadolu'yu bize açan bir savaş olsaydı Bizans devleti, sonraki üç yılda üç büyük meydan savaşı daha verebilir miydi?

Zaten gayet büyük topraklara sahip, zengin ve kalabalık nüfuslu Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir tek bozgunla Anadolu gibi mühim ve geniş bir ülkesinden vazgeçeceğini düşünmek de tarihi gerçeklere asla uymaz. Şunu da unutmamak lazımdır ki, koca bir Batı Anadolu ancak Selçuklular'dan sonraki beğlikler çağında Türklüğe mal edilebilmiştir. Demek ki Malazgirt'le Anadolu'nun açıldığı ve Bizans karşı koymasının kırıldığı hakkındaki sözler hiçbir temele dayanmıyor.

Bu arada Bizans yalnız savunmakla kalmayarak zaman zaman saldırıcı da olmuş ve Anadolu'yu Türkler'den almak için fırsat buldukça teşebbüsler yapmaktan asla caymamıştır.

İmparator Manuel Komnenos 1161 tarihinde, Anadolu'daki Ermeni Beğliği, Suriye Latin Prenslikleri ve Türk Danişmendli Beğliği ile ittifak ederek II. Kılıç Arslan'ı yenip bir hayli toprak aldığı gibi 1176 da da Selçuklu devletini büsbütün ortadan kaldırmak amacı ile meşhur Mirya Kefalon veya Düzbel savaşını vermiştir.

Yardımcı Macar, Sırp ve İngiliz askerlerinin de katıldığı Mirya Kefalon Savaşı, Bizans'ın, artık Anadolu'yu Türkler'den geri alması için bütün ümitleri kıran son teşebbüs olmuş, tabir caizse Bizans bu savaşla manen de yenilmiştir.

Görülüyor ki 1071 Malazgirt Savaşı ile 1176 Mirya Kefalon Savaşı arasında 105 yıl vardır ve ancak bu savaştan sonradır ki, Anadolu, batısı dışında olarak, kesin surette Türklerin olmuştur. Bundan çıkan sonuç şudur:

Malazgirt Savaşı, iddia olunduğu gibi, siyasi bakımdan kesin sonuçlu bir savaş olsaydı Bizans 1072 de Kayseri, 1073 te Paflagonya ve 1074 te Antakya meydan savaşlarını veremez, 1161 de II. Kılıç Arslan'dan toprak alamaz ve 1176 da Türkülüğü silip süpürmek üzere, Mirya Kefalon'da boş çıkan büyük askeri hamleyi yapamazdı.

Fakat bununla Malazgirt Savaşı'nın büyüklüğü asla küçülmez. Yukarda da söylediğim gibi o bir fedekarlık ve milli şuur anıtı olarak milli tarihimizin eşsiz sayfalarından biri halinde kalacaktır. Bununla beraber tarihte gerçek prensibine sadık kalacaksak Malazgirt'in Anadolu'yu bize açan savaş olduğunu söyleyemeyiz. Bunu, Anadolu fetihlerine yol açan büyük savaş anlamında kullanıyorsak o takdirde tarihi biraz önceye getirmek ve 1048 Pasin Savaşı'nı başlangıç olarak kabul etmek daha doğru olur.

Malazgirt Savaşı Türkler tarafından kaybedilseydi bundan da aleyhimizde kesin bir sonuç doğamazdı. Çünkü çağrı Beğ'le Tuğrul Beğ tarafından Horasan'da temelleri atılan devlet o kadar sağlam ve kuvvetli idi ki, Malazgirt'i kaybetmekle Anadolu'yu almak emelinden asla vazgeçmez, her biri birer savaş Tanrısı olan o büyük başbuğlar idaresindeki Türkler bir bozgunla ülkülerinden caymazlardı.

Şimdi ikinci yanlış telakkiye geliyorum: Birçok aydınlar, hatta tarihçilere göre 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'da yeni bir devlet kurulmuştur. Yahut bu tarih, Anadolu Türkleri tarihinin başlangıç noktasıdır.

Bu da tamamıyla yanlış ve hissi bir iddiadır. Çünkü;
a) Malazgirt zaferini, 1040 ta Horasan'da kurulup kısa zamanda İran, Irak ve Azerbaycan'ı almış bulunan Selçuk devleti kazanmıştır.
b) Malazgirt Zaferiyle kurulmuş hiçbir bağımsız devlet yoktur.
c) Anadolu Selçukluları denilen devlet 1077 de kurulmuştur.
ç) Bu Anadolu Selçukluları da bağımsız olmayıp ortaçağ Türk devlet sistemine göre Horasan'daki Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlıydı.
d) Anadolu Selçuk Devleti ancak 1157 de, büyük devlet dağıldıktan sonra bağımsız olmuş, ülkenin öteki bütün doğu bölümleri ise Harzemşahlar elinde kalmıştır.

* * *

Tarihin bu itiraz kabul etmez gerçekleri ortada iken onu zoraki yorumlamalarla başka taraflara yöneltmek hiçbir fayda sağlamaz. Tarih, bilim değilse de her yöne çekmeye elverişli bir masal da değildir. Tarih, önce bir gerçektir. Sonra da bir terbiye vasıtasıdır.

Malazgirt'in yeni bir devlete başlangıç kabul edilmesi, Türk tarihinin özelliğini anlamamaktan, Türk tarihini de tıpkı ve mutlaka Fransız tarihindeki çerçeveye göre mütalaa etmek isteğinden doğuyor.

Fransa'nın anavatan tarihi aşağı yukarı hep aynı topraklarda geçmiştir. Fakat Fransa'nın ve hatta İngiltere ve Almanya'nın tarihi böyledir diye Türkiye tarihinin de böyle olması gerekmez. Böyle bir mecburiyet yoktur. Türkiye tarihinin başkalığı şuradadır ki, bu devlet, üzerinde kurulduğu Horasan'ı sonradan kaybederek, kurulduktan sonra almış olduğu Anadolu'da tutunmuştur.

Tarihin gerçeği budur. Bunu reddetmekten bir şey çıkmaz. Bunu kabul etmemek tarihimizi ve tarihteki milli birliğimizi parçalamak demektir. Bunun zararlı olduğunu açıklamaya lüzum yoktur.

Öyleyse, Malazgirt hakkındaki, tarihi gerçeklere uygun hükmümüz ne olmalıdır? Verilecek hüküm şudur;

Malazgirt Meydan Savaşı, imha meydan savaşlarının en güzel örneklerinden biri olup Bizanslılara karşı kazanılan zaferlerin en şanslısıdır. Savaşa katılan askerlerin sayısı bakımından Türk kahramanlığının, yönetme bakımından Türk askerliğinin, Rum ordusundaki Hristiyan Türklerin Alp Arslan tarafına geçmesi bakımından Türk milli şuurunun en yüksek örneklerinden birisidir. İslam ve Hristiyan dünyalarının savaşa verdiği değer bakımından da büyük bir prestij davasının lehimize hallolunmasıdır.

Hüseyin Nihal Atsız

(Türk Yurdu, 6-276. Sayı, Ağustos 1959)
Kaynak : Hüseyin Nihal Atsız / Türk Tarihinde Meseleler / İrfan Yayınevi

 

Son Güncelleme: 19.03.2021 11:58
Hüseyin nihal atsız  Malazgirt meydan muharebesi  Malazgirt savaşı  Tarihten 
Qavun

YORUMLAR

yakındaki eczaneler nöbetçi

booked.net