Munzur Dağı Türküsünün Hikayesi
Munzur Dağı Türküsünün Hikayesi
Osmanlı’nın İstanbul’a göç eden ailelere vize uygulaması üzerine aileler bölünmeye başlar. Her aileden genç delikanlılar çalışıp para kazanmak ve ailesini geçindirmek için yavuklularına daha doyamadan İstanbul’un yolunu tutmak zorundadırlar.
Genç gelinler boynu bükük, ağalarını katırcılara teslim ederken maniler dizmektedirler. Kocasını gurbete gönderen genç gelin daha doya doya ağasını koklayamamıştır, ağasının kokusunu içine sindirememiştir ama geçim derdi daha büyüktür çünkü aile kalabalık ve genç delikanlı Bilal aileyi geçindirebilmek, ele güne muhtaç etmemek için gurbete gitmek zorundadır.
Mektup yazarak haber aldığı amcasının oğlu Mehmet de İstanbul’dadır. Mehmet’in işi iyidir. Okmeydanı yakınlarında açtığı kasap dükkânı ona iyi para kazandırmaktadır ve Bilal’i de yanına çağırmaktadır. Emmioğulları kafa kafaya birlikte göğüs gererler. Taşı toprağı altın İstanbul’da ailelerini geçindirecek parayı kazanırlar.
Eğin’e gönderip ailelerini refah içinde yaşatırlar. Yeter ki, kararını ver gel demektedir. Bilal Kararını verir ve Eğin’den Salim Ağa’nın kervanı ile yola çıkar. Önlerinde uzun bir yol vardır. Avaz’dan geçip Ilıç’a ordan Kuruçay’a gidecekler. Refahiye, Şebinkarahisar üzerinden Giresun’a inecekler. Giresun’da vapur beklenecek ve Vapur yükünü
tamamlayıp hareket ederse İstanbul’a varacaktır.
Bilal, çetin meşakkatli yollardan geçerek bir ayda İstanbul’a varır Okmeydanı’nı bulur ve emmioğlu Mehmet’le buluşur. Artık ticaret hayatı başlamıştır. Mehmet iyi kasaptır o da bu mesleği aileden ilk olarak İstanbul’a gelen amcası Bekir’den öğrenmiştir. Yakışıklı delikanlı Bilal kısa zamanda kasaplığı öğrenir çevresinde ün yapar en besili kuzuları Bilal kesmektedir, çevresindeki esnaflar da Bilal’i sevmişlerdir. Güler yüzlü, şakacı, yakışıklı delikanlı Bilal, mahallenin aranılan esnafı olmuştur. İyi de kazanır.
Memleketteki yavukluya gönderdiği para aileyi refah içinde geçindirir, ara sıra kervanlarda tanıdık hemşehrilerle yavukluya hediyelerde göndermektedir. Gel zaman git zaman Bilal, para göndermekte kusur etmez ama, sıladan gelen mektuplara cevap gecikmeye başlamıştır. Öyle eskisi gibi hediyeler de gelmez olmuştur. Sılada İhtiyar kayınbaba ve ihtiyar kaynananın hizmetinde kusur etmeyen boynu bükük genç gelin Iraz güz sonu evinin kışlık ihtiyaçlarını
tamamlamış pekmezini, bulgurunu peynirini küplere basmış, ağır kış hazırlıklarını tamamlamış ama, keyfini sürememektedir. Çünkü Bilal’inden uzun zamandır haber yoktur.
Kulağına kötü haberler de gelmiyor değildir. Ağası, yakışıklı Bilal’i başka kadınlara meyletmiştir. İnanmaz,
inanmak istemez. Hava da iyice soğumuştur. Iraz pencerenin önüne oturur uzakta Munzur’a yağan kar gözükmektedir. Büyükler hep der ki, “üç sefer karşımıza, bir sefer başımıza yağar kar”. Munzur’a iki defa yağmıştır. Artık Bilal’e mektup da yazmamaktadır. Çünkü kırılmıştır, gücenmiştir Iraz.
Bilal’ini yolladığı günden beri aşk ateşi içini yakmış, önceleri sık sık gelen mektuplar yüreğine su serperken mektupların arası uzamaya başlamış, hasretlik, ayrılık iyice canına tak demiştir. Akşam güneşi iki gözlü mağarayı aşmaktadır. Yavuklusunun hasreti göğsünü iyice daraltmıştır. Iraz bir daha Munzur’un tepesindeki karlara bakar ve kelimeler dudaklarından dökülmeye başlar:
Munzur dağı silelenmiş garinen
Aram açık ela gözlü yarinen
Eller bayram eder nazlı yarinen
Benim ömrüm geçer ahu zarinen
Selvinin dalına yaslanmayasın
Yağan yağmur ile ıslanmayasın
El oğlu dediğin azrail dostu
Yalan sözlerine aldanmayasın.
Iraz Bilal’ine kavuşmuş mu bilinmez ama bu türkü yüz yıllardır, dilden dile söylenegelmiştir.
Yöre: Kemaliye(Eğin)-Erzincan Derleyen: İzzet Altınmeşe
Kaynak:ESBDER Yıl/Year 2019- Cilt/Vol 12-Sayı/Issue 1-SS/PP.177-210
YORUMLAR
Bunlar da İlginizi Çekebilir
Son Dakika / En Yeniler
Trend Haberler


