MUZDARIP OLDUKLARIMIZ


Yapamadıklarımızı yapanlara, hatırlatamadıklarımızı hatırlatanlara hayıflanıyoruz. Tabiî ki budurumdan muzdarip -Yiğidi Öldürüp Hakkını da Yiyoruz.-

 

     Oturduğumuz yerden bir şeyler üretmek yerine üretenleri eleştirmek meziyet oldu bu günlerde. İlk olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın kısmen yaşadıklarını anlatan bir diziyi eleştirmekle girdi hayatımıza en basit ifadeyle. Gençlerin okulda bir dersi geçme amacının dışında bir gözle yaklaşmaları araştırmaları, okumaları ve bu bağlamda sağladığı katkılar sanki rahatsız etti bizleri. Daha yalın verilebilir dediğimiz bu dizinin, popüler kültürün revaçta olduğu günümüzde kastedilen üslupla ekrana taşınmasının ne kadar ilgi çekici olacağını tahlil etmek zor değil elbette. Bir an geliyor da bu yapım şirketlerinin devlet fonlarıyla hayır için var olduklarına inanıyoruz ve bu doğrultuda hizmet etmemelerini eleştiriyoruz. 

    Aynı üslubu bir gazetede yakın zaman da gösterime giren Yılmaz ERDOĞAN’nın ’Kelebeğin Rüyası’’ adlı filmini kösesine taşıyan Berrin Karakaşta görüyoruz. Muzdarip evet, anlatılanlardan, pastel renklerle boyandığından, maden işçilerinin fon olmasından, ölümlerden sonra eserlerin değer bulmasından, Oscar’ı hedeflemesinden muzdarip, dünyaya duyurmaktansa kendi içimizde yaşayamamamızdan muzdarip. Acaba unutuyor mu değerli yazar, Nazım Hikmetlerin, Deniz Gezmişlerin, Ahmet Kayaların ve daha nicelerininin son nefeslerinden sadece bir saniye öncesine kadar hain ilan edildiklerini, lanetlendiklerini? Bugün ise Nazımın mezarını getirmek için, Deniz Gezmişi anma günleri hazırlamak için sırf Ahmet Kayaya benzediği için bir yarışmada bir genci birinci seçmek için çaba verildiğini. Bir kelebek bir rüya görürken bile dilediklerini göremeyecek mi? İlla ki bizim aklımızdan geçenler mi konu olacak rüyasına? Yaşadığı onca sıkıntıya binaen Ece Ayhan’ın ölümlerden sonra insanların eserlere rağbet göstermesi , onları akbabalara benzetmesi ve aynı trajedi içinde kendinin yaşamını yitirmesi hiç şüphe yok ki içinde kalan haklı bir ukdenin en belirgin emaresi. Bunca sıkıntı yaşamış bir şairi kendi düşüncelerimize hipotez olarak göstermeden önce düşünmemiz gerek, ben ne yaptım da bu hakkı kendimde görüyorum onun haklılığıyla kendi itirazımı bir tutuyorum diye. Yüz kırk dakikaya bir dönemi tüm ayrıntılarıyla neden sığdırılmadığından dert yanacağımıza, hoş olmayan bir üslupla eleştireceğimize satır arasında kalanlara değinip, yılda kaç tane eski değerlerimizi hatırlatmaya yönelik yapımlar ortaya konulduğuna dikkat çekmemiz daha manidar olmaz mı acaba? 

   Eleştirinin dünyamızdaki vitamin etkileri su götürmez bir gerçek ama yiğidi öldüreceğiz de hakkını da yiyeceğiz manası çıkarmak marifet olmasa gerek. Bize hatırlattığı için bilmeyenleri araştırmaya sevk ettiği için bu güne kadar bu hususta böyle bir kitleye ulaşmayanların hissesine takdir etmekten başka bir şey düşmediğini rahatça ifade edebilirim. Her şeyi bir kalıba koyduğumuz şu günlerde bırakalım da bari kelebek rüyasında rahat etsin.

Diğer Yazıları
  • GRİLEŞEN KELİMELER
  • PAYLAŞ