Şeref insanoğluna bahşedilmiş en büyük sermayedir ve kişi ömür boyu şerefiyle yaşamak
için büyük mücadeleler verir. Yaşam ve acılar insanoğlunu olgunlaştırır mamafih çeşitli
tecrübeler de kazandırır.Bu süreçte doğal denge gereği önümüze çeşitli şekillerde olaylar ve
insanlar çıkar ve yaşam sanatımıza bazen katkı bazen de katkısız zarar sağlarlar.Nacizane
şahsıma en fazla dokunan bir nokta vardır ki yazmadan geçemeyeceğim;İnsanlar çıkarları
için olaylar karşısında kendi benliklerini de hiçe sayarak nasıl da farklı kişiliklere bürünüp
ruhlarını satarlar işte bu tüm dengeleri altüst eden vahim bir duruştur.
Gençlik dönemimde haliyle gençliğin verdiği heyecanla bayrak sevgisi, vatan sevgisi
ile bütünleşmiştim.Zira tepkinizi duyar gibiyim “eee ne var bunda biz de seviyoruz” işte tüm
mesele bu… Madem aynı şeyleri söylüyoruz o zaman; Bayrak denilince sen şu oluyorsun,
Allah ismi zikredilince sen bu oluyorsun,Demokrasi,İnsan Hakları denilince yine aynı şekilde
sizler nesiniz diye niçin gruplaşmaya gidiyoruz anlayabilmiş değilim açıkçası.Lakin çok iyi
bildiğimiz tek şey Elhamdülillah hepimiz Müslüman Evlatlarız.
Bahsettiğim üzere Şahsım,Bayrağımın ve Vatanımın sevgisini taşıyorum elbette.Bu
yaşadığımız toprak bütünlüğünde bulunan her fert gibi benim de gururumdur.
Yine kendimce esas bir örnekleme yapmam icab ederse şöye devam etmek isterim;Annem,
babam Arap kökenlidir ve bu duruma istinaden; Ben nasıl etnik Türk milliyetçiliği
taşıyabilirim?Zira bu duruma müzehher olmak başta kendimi sonra ailemi, akrabalarımı ve
çevremdeki insanları Haşa Bil Cümlemi inkâr etmek olur ki bunun tercümesi bile zor ve
münezzehtir.
Hiçbir inanç, düşünce ve görüş kimsenin tekelinde yer almaz. İfrata girenler kötü
niyetli olanlardır. Hizmet üreten birçok cemaat, dernek, vakıf, kurum ve STK’lar var. Her
kim insanlık adına, memleket adına bir şeyler yapmışsa Allah onlardan razı olsun. Tabii bu
anlamda hizmet üreten bu kuruluşlar rağbet görünce alakalı-alakasız kişiler bu kuruluşlarda
kendine yer edinmeye başladılar. Bu durumda da hani nasıl esas orijinal ürünlerin yerine bazı
ülke ürünleri çıkarılıyorsa,bu ürünler de bizim ülkemizde ÇAKMA diye adlandırılan abiyane
bir piyasaya dönüşürler.Bu bağlamda ise,burada gönüllü olarak ve Allah rızası için görev
yapan bu kuruluşları (esas) olarak isimlendirirsek;
1. Esaslı olanlar
2. Esaslı diye geçinenler
3. Esaslılardan nemalananlar(çıkar, menfaat sağlayanlar)
1.sırada bulunan esaslı olanlar diye addettiğim kişi veya kişilerden Allah razı olsun
diyorum. Bu insanlar gönül insanları ve Erenlerdir…
Biz bu ulvi görevde olan insanların yaptıkları büyük ve güzel aynı zamanda onurlu
mücadeleleri önünde eğiliyoruz. Bizim sözümüz bu değerlere sahip olan kuruluşların
zor şartlar altında bedeller ödeyerek geldikleri noktadan nemalanmaya, çıkar
sağlamaya çalışan zavallı insanlaradır. İnanıyorum ki bu zavallı güruh, yamanmaya
çalıştıkları yerler de gerçek yüzlerini görecek ve hak ettikleri dipsiz uçurumlarda
yerlerini bulacaktır.
Sözlerimi Yüce Düşünür Mevlana Celaleddini Rumi’nin şu güzel sözleriyle
noktalamak istedim;
Yaya düzgün ok lazımdır. Yay ne kadar güçlü çekilirse çekilsin düz olmayan
ok uzağa gidemez. O halde ey Hak yolunun yolcusu! Sen de niyetinle amelinle
bu yolda ok gibi dümdüz ol! Ta ki üstadın bir yay gibi seni ötelerin ötesine
ulaştırsın.
SAYGI VE MUHABBETLE..